Pastavilla Genel Müdürü Dilara Arslan, Meme Kanseri Tanısının Hayatında Neleri Değiştirdiğini Anlatıyor.
Ekim ayı, tüm dünyada meme kanseri farkındalık ayı olarak anılıyor ve kadın sağlığının gündeme taşınması için kritik önem taşıyor. Türkiye’de her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca bu tanıyı alıyor ve tanıların beşte biri 40 yaş altındaki kadınlarda görülüyor.
Bu anlamlı ayda kendi hikâyesini paylaşarak birçok kadına cesaret veren bir liderle, Pastavilla Genel Müdürü Dilara Arslan ile bir araya geldik. Bu kez iş dünyasındaki başarılarıyla değil, aldığı 2. evre meme kanseri tanısı ve Pastavilla çatısı altında başlattığı sağlık seferberliği hakkında konuşmak üzere karşımızda…
Şubat ayında aldığınız 2. evre meme kanseri tanısını bir sağlık seferberliğine dönüştürdünüz. Bu seferberliğin detaylarına girmeden önce tanıyı aldığınız günden bugüne size hangi duygular eşlik etti?
Ailem ve yakın çevrem beni hep hayat enerjisi yüksek biri olarak tanımlar. Kendimi tanımayı, duygularımı dinlemeyi, sevdiğim şeylerin peşinden koşmayı ve sevmediğim şeylerden uzak durmayı kendime bir yol olarak çizdim. Kalbimin sesini her zaman dinler ve içgüdülerime güvenirim.
Öğrendiğiniz gün kanserin türü, evresi, yayılımı gibi konular hakkında tüm detayları bilmiyorsunuz. Sizi kocaman bir bilinmezlikle eve yolluyorlar. Bu bilinmezlik korkuyu en çok hissettiğim andı diyebilirim.
Zamanla bu korku endişeye, endişeden üzüntüye, üzüntüden kabullenişe döndü. Bu kabulleniş sadece aldığınız tanıyı kabullenmekle ilgili değil, bir dönem tüm hayat düzeninizi değiştirecek olmasıyla ilgili. Neden değişmesin ki? Ben değişimlerden korkmam; yeniliklerle aram her zaman iyidir. Bunun farkına vardıkça iyileşmem hızlandı. İnişlerim çıkışlarım tabii ki oldu ama bugünkü dengeme ve neşeme yeniden kavuştum.
Bu süreçte kendinize bakış açınız değişti mi?
Değişti tabii ki. Hem de iyi yönde. Ben zaten her zaman kendisiyle barışık biriydim ama kanser bana savaş ve barış kavramını yeniden gözden geçirtti. Bu tanıyı alınca neden kanser ile savaş dendiğini çok daha iyi anlıyorsunuz. Hem duygusal hem bedensel olarak bir maratona giriyorsunuz. Vücudunuzda yara izleri oluşuyor, saçınızı kirpiğinizi kaybediyorsunuz.
Yorgun hissediyorsunuz, sonucunu bilmediğiniz bir konuda mücadele veriyorsunuz. Ancak bu size bazı yanlarınızla barışmayı da öğretiyor. Mesela ben bilinmezliklerle arası hiç iyi olmayan biriydim. Şimdi barıştık. Mükemmeliyetçi tarafım artık daha fazlasını yapmakla ilgilenmiyor, daha anlamlısını yapmak istiyor. Artık hatalarla, eksiklerle aram çok daha iyi, biz barıştık!
Aileniz, arkadaşlarınız ve doktorlarınız bu süreçte nasıl bir rol oynadı?
Doktorlar, konunun ne kadar hassas olduğunun çok bilincindeler. Tanıyı aldığınız andan itibaren etrafınıza bir koruma duvarı örüyorlar. Sizi bekleyen zorluklara karşı çok hazırlıklılar. Sizden çok daha fazla bilgiye sahipler ve sizi çok güzel yönlendiriyorlar.
Arkadaşlarım ise beni bir an olsun yalnız bırakmadılar. Biriktirdiğim tüm dostlukların ne kadar sağlam olduğunu bu süreçte gördüm. Yeri geldi beni konudan tamamen koparıp uzaklaştırdılar, yeri geldi içinde bulunduğum kötü bir anda bana eşlik ettiler. Ailem de bu haberden benim kadar etkilendi. İnsan bazen kötü dönemlerinde içine kapanabiliyor, kendini hayattan soyutlamak isteyebiliyor.
“Ben bunu da atlattım” dediğiniz bir an var mı?
“Atlatmak” içinde bulunduğunuz durumu tam olarak doğru tarif etmiyor. Ama kendimi ‘’iyileşme yolundaki Dilara’’ olarak tanımlamaya başladığım bir süreç var tabii ki. Kemoterapi ve radyoterapi sürecim yeni bitti. 2 yıl sürecek bir akıllı ilaç tedavisine ve eşzamanlı olarak 5 ya da 10 yıl sürmesi beklenen hormon tedavi sürecine girdim. Bu süreç boyunca da düzenli olarak gerekli taramalar için doktor takibinde olacağım. Ben kendime yeni bir hayat düzeni oluşturmayı öğrendim. Tedavi sürecinde her şey eskisi gibi olmayacak ama eskisinden daha kötü de olmayacak.
Tanıyı aldıktan sonra benim hikâyemi duyan çevremdeki hemen hemen herkesin muayeneye gittiğini duydum. Kendimi de etrafımdakileri teşvik ederken buldum. Pastavilla’daki sağlık seferberliğinin hikâyesi de aslında böyle başladı. Kadın çalışanlarımız için de bu imkânı sunmak istedim. Ben paylaştıkça iyileştim, iyileştikçe paylaştım.
Bu sağlık seferberliğinde birçok kadının sizden güç bulduğuna eminim. Seferberliğin detaylarından bahseder misiniz?
Mersin’deki fabrikamızda 3 bin kişi çalışıyor ve bunun 900’ü kadın. 40 yaş üstü kadın çalışanlarımız için mamografi, 40 yaş altı kadın çalışanlarımız için ücretsiz meme ultrasonu imkânı sunduk. Ayrıca her cuma şirket doktorumuzun eşliğinde gruplar halinde farkındalık eğitimleri düzenliyoruz. Bu eğitimlerdeki amacımız, hem çalışanlarımızı bilinçlendirmek hem de kontrole ikna etmek. Bugüne kadar 300 kadın bu taramalardan geçti. 8 çalışanımız ise genel cerrahiye yönlendirildi.
Henüz net sonuçlar elimizde değil ama, yaptığımız çalışmanın hayat kurtaracak sonuçlar doğuracağını görebiliyoruz. Çok kıymetli geri dönüşler aldığımızı da eklemek isterim. Kadınlar çevrelerindeki kadınları da teşvik etmeye başladılar. Pastavilla bünyesinde başlattığımız bu proje, sağlık uygulamasının ötesine geçerek kadınların birbirine cesaret verdiği bir dayanışmaya dönüştü diyebilirim.
Sağlık seferberliğimizin ülke geneline yayılmasını çok istiyorum, buradan kurumlara çağrı yapmak istiyorum: Gelin, kendi çalışanlarımızdan başlayarak bu taramaları yaptıralım, kadınların kendi sağlıklarını ertelememeleri, düzenli kontrolleri alışkanlık haline getirmeleri ve hiçbir yolculukta kendini yalnız hissetmemesi için elimizden geleni yapalım.
Dileriz bu çağrınız karşılık bulur… Sizce markalar /kurumlar nasıl bir rol üstlenmeli?
Benim kendi hikâyemi paylaşmam, diğer tüm kadınlara da cesaret verdi. Çünkü liderliğin yalnızca rakamsal başarılarla değil, topluma dokunan adımlarla anlam kazandığına inanıyorum.
Pastavilla olarak biz, sadece evlere lezzet taşıyan bir marka değiliz; aynı zamanda kadın sağlığına sahip çıkan, farkındalık yaratan bir kurumuz. Bu yaklaşım, markamızın kurumsal vizyonuna yeni bir katman ekliyor. Bence bir sektörde liderlik, sadece kaliteli iş, ürün üretmekle değil; topluma değer katan sorumluluk projeleriyle de ölçülüyor.
İşte tam da bu nedenle, meme kanseri farkındalığı yalnızca sağlık sektörünün sorumluluğunda olmamalı. İş dünyasının da bu konuda elini taşın altına koyması gerekiyor. Pastavilla olarak başlattığımız sağlık seferberliği, iş dünyasının bu tür adımlarla nasıl somut fark yaratabileceğini ortaya koyuyor. Markaların bu sorumluluğu üstlenmesi, farkındalığın toplumun daha geniş kesimlerine yayılmasına katkı sağlar.
Yaşadığınız tüm bu süreç psikolojik açıdan oldukça zorlu geçmiş olmalı ancak bugün oldukça iyi gözüküyorsunuz. Kendinize nasıl yaklaşıyorsunuz?
Şefkatle yaklaşıyorum! Bu süreç bana iş ve özel hayat koşuşturmamda kendimi ne kadar geri plana attığımı gösterdi. Bu tanıyı aldığımda ilk önce oğlumu, sonra sevdiklerimi düşündüm. Üzerime aldığım sorumlulukları düşündüm. Onları kim yapacaktı? Yönettiğim koca bir şirket var, buradaki süreç nasıl işleyecekti? Sonra fark ettim ki ben düşündüklerim arasında sonlarda geliyordum. Oysaki ben yaşamayı çok seven, hayattan çok keyif alan, duyguları içinden taşan biriyim. Ben de çok kıymetliyim. Bu sebeple artık kendime çok daha şefkatli ve özenliyim.